10 Mayıs 2009

Değiştirilmek Üzere

Kategori: Featured Articles, Yazılar — admin @ 20:42

Pes etmek için çok erken.. Çekilmek bir kenara, sesi soluğu kesmek, nefes almamak belki… Neyin çözümü ?

Kanayan yaralar, akan göz yaşları, atılan isyan çığlıkları.. Boşa değil hiçbiri..

Çok yandı bu can. Çok tuz basıldı taze yaralara.. Çok duvar yumruklandı, çok göz yaşı döküldü, sessizce, belli etmeden ve hıçkırmadan.. Boşamıydı çekilen bu cefa kaybetmenin ardından yoksa atılan yeni birer adımmıydı doğruya yaklaştıran. Kim bilir belki hepsi yaşanması gereken değiştirilemezler belki de tercihler, doğruyu bulmak için umut dolu yaşanmışlıklar.

Sonu hep hüsrandı, acıydı, göz yaşı doluydu. Değişmedi ki bu son hiç. Benzemediki türk filmlerindeki mutlu sonlara.. Sonları hazırlayan ölmeyi değil uğruna yaşamayı ve yaşatmayı göze alan yaralı kalp olmadı ki hiç… Anlamayan, bilmeyen, haketmeyen belki de hissedemeyen birilerinin söylediği ve kulaklarının duymadığı bir kaç cümle oldu son veren..

Nasıl olsun ki bundan sonra dünya? Güneş doğsa da her sabah ortalık aydınlansa da karanlık. Çok karanlık !

Bu mu doğru ? Bu mu doğrular uğruna yaşamak ? Bu mu peki hissetmenin, sevmenin, aşkın bedeli ?

Olmamalı. Olmamalıydı… Ve yine yol ayırımı, yine bir tercih, yine bir vazgeçiş : Tamam mı ? Devam mı ?

Tamam… Bitmeli her şey, son bulmalı bu acılar.. Bir daha yaşanmamalı acı sonlu kısa metraj can yakan ilişkiler.. Kapanmalı, kendince yaşmalı her şeyi..Ses etmemeli fazla.. Olup bitmeli her şey sessizce, sakince…

İçki donatmalı masaların üstün yanında da Zeki Müren olmalı. Gözyaşları süzülmeli yanaklardan masum ve ilk günkü saflığıyla…

Yeni güne sıradan başlamalı, biraz baş ağrısı, biraz hüzün. Dalgın geçmeli saatler. Hayaller olmalı bir de dalgınlıkla beraber.. Yaşanan tüm acılara rağmen umut ve mutluluk barındırmalı.. . Gerçeğe dönünce kendini yine evde bulmalı. İçki masada, Zeki Müren pikapta.. Ve o plak hep dönmeli hiç durmadan…

Devam… Yaşanmalı her şey layıkiyle. Acı da olsa son saygı duymalı yaşananlara.. Hüzünle karışık gülümseler aydınlatmalı günleri yeniden. Tanrıya şükretmeli acının ardından yaşanacak mutluluğun şerbet tadında olma ihtimalini sunduğu için.

Umut’u korumalı. Sevgiyle yeşertmeli tekrar. Ve hazır olduğunda yeşeren o “umut” filiz vermeli doğruya. Zamanın götürdüklerinden çok getirdikleri önemli olmalı. Bir sonra gelenin o olduğunu dilemeli..

Tamam ya da devam tercihler işte, değişken. Korkularsa ortak nokta. Yaşanan onca yıkımın ardından yaşanacak her şey şüphe dolu korkunun eşliğinde. Atılacak her adım, yaşananları korku filmi tadında oynatacak önce.

Ne tamam ne devam. PES! Sonlanmalı, yaşanmamalı…

“Korkularını bilirim, sırrın var bende.” Diyebilecek kadar hisseden, sevebilecek, sevgiyi hakeden biri gelene kadar… Ve o an yeniden başlamalı hayat. İfade etmesi yaşanmadan imkansız olacak kadar eşsiz,büyülü ve buram buram aşk kokacak şekilde… ;)

30 Mart 2009

Sur’a Üfle İsrafil

Kategori: Yazılar — admin @ 12:48

Seversin, kavuşamazsan aşk olur demiş Aşık Veysel aşk iki kişiliktir diyenlerin inadına ama hep tartışmaya sebep oldu ulaşılması güç, Ütopya’da daim olan. Aşktan bahsediyorum, yabancı bir kavramdan değil, şaşkın şaşkın bakmayın öyle..

Hergün duymuyor muyuz onlarca kişiden aşkı meşki defalarca, sakız etmiyor muyuz ağzımıza ? Eee o halde şaşıracak ne var bunda. Aşk işte efendim aşk. Bildiğiniz aşk (!)

Hayatımın temeli aşk diyorum, şaşkın bakışlar çoğalıyor etrafımdaki, “ne o yeni biri mi var yoksa” şeklindeki sorular boy gösteriyor anlamsız bakışlar yetmezmiş gibi.. “Hayır efendim yeni biri yok, her yeni günün habercisi olan doğan güneş, heyecanını kaybetmeyen ilk günkü gibi varolan bir insanı, beni uyandırıyor” diyorum düşünme yetisini kaybetmiş zavallılar gibi bakıyorlar bu sefer..

Anlamıyorum bu insanları ama çok da sorun değil, onlar da beni anlamıyorlar zaten..
Aşk bu. İnsanı hayata bağlayan, motive eden, şevkini ve iştahını kaybetmeden tıpkı “ilk gündeki” gibi olmasını sağlayan “şey”. Çoğu zaman karşımıza kırık kalplerin öyküsünü dinlerken çıksa da karşı cinse duyulan ilginin adı olarak konsa da aşk hayatımın temeli dediğim gibi.

Baktığım yeri anlamlı kılan, her sabah günün ilk ışıkları uyanırken küfür etmem gerektiği yerde gülümsememe neden olan aldığım darbeler sonucu yıkılmam gerekirken çürük de olsa bi ağacın dalına tutunmama sebep olan.

Kavuşamadıklarım var yaşadıklarım arasında.. Çok istediğim ama kavuşamadığım. Kavuşsam, bu kadarı yeter her şeyi bırakıyorum diyebileceğim kadar istediklerim de var. Uğrunda dünyayı bozuk para gibi harcayabilecek kadar istediklerim de var.. Aslına bakarsanız “o” da var “bu” da var.. Ama işin aslı iyi ki kavuşamamışım.. Eğer ki kavuşsaydım heyecan bitecek şevk kırılacak ve her şey son bulacaktı, çünkü kavuşmanın verdiği büyü de günün birinde bozulacaktı…

Bu yüzden hayatmın temeli aşk ve sürekli elde edemeyeceklerime aşık oluyorum.. Hayata aşık oldum ben… Herkesin baktığı otun “çiçek” olduğunu herkesin gözlerin kamaştırmaması için gözlük takarak hiçe saydıkları o büyük ve yakıcı nesnenin “güneş”, ışık kaynağı – ışığım, olduğunu ve özgürlük denenin “yaşam” olduğunu gördüm.. Farkına vardım, farkında oldum..

Bu aşkın daha büyüğü de vardır elbet ama hayata bağlayan, ilk günkü heyecanı koruyabilen, umut veren, motive eden bana yeterken fazlasını aramak anlamsız ve boşa.. Varolan “o” daha büyük olan aşk elbet günün birinde aşka olan saygımı görür ve kapımı kendiliğinden çalar ne de olsa…

Benim yaralı bir yüreği rahatlatmak amacıyla anlatacak ve adı aşk konacak bir hikayeyi yaşamak için vaktim yok… Zamanında kaybettiklerim de bugünümün nedeni.. Sûr’a üfle İsrafil ; düttürü dünya!

WordPress'in desteğiyle.