23 Haziran 2009

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum !

Kategori: Featured Articles, Ondan Bundan — admin @ 00:17

Her şeyin zorlaştığı son dönemlerde, yıllarca önce zenginim.com’da yayınlanan bir deneme.. Eminim bu denemeyi yazan kişi hala o günkü endişeleriyle beraber yaşıyor. Her şeye rağmen ilgili, alakalı ve doğru düşünen insanların olduğunu görmek sevindirici.

Şimdi bir çocuğum yok.. Ama ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum…

Evladımın etrafında..

“kadınlar acı çekmekten hoşlanır..”
“kadınlar tecavüz edilmekten ve taciz edilmekten hoşlanır..”
“bu akşam o kızı becermek istiyorum”

gibi sapıkça düşünceleri olan erkekler ve lezbiyenler olmasın..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. Öyle ki kızımın etrafında çakallar olmasın.. Yolda yürürken kimse laf atmasın, rahatsız etmesin.. Kimse ona “et” veya “becerilecek bir nesne” gibi bakmasın..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. küçücük yaşlarda arkadaşları ona “prezervatifin” ne olduğunu öğretmesin.. masum ve mutlu hayalleri olsun, kimse onurunu kırmasın, aşağılamasın.. “cinsel özgürlükle” değil “fikri özgürlükle” büyüsün..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. Kimse onu parayla pulla arabayla fiyakayla elde etmeyi düşünmesin.. ona satılık bir mal gibi bakmasın..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. Aklıyla ahlakıyla değer görsün.. Eğer güzelse kimse ona güzel olduğu için (”et” için) değer vermesin.. Eğer çirkin olursa kimse ona kötü davranmasın, dışlamasın..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. Kimse kızımın yolunu kesip ilan-ı aşk etmesin.. Birgün işe girerse patronu veya üstü onu taciz etmesin.. Herkes onun el bebek gül bebek büyük hayallerle büyütüldüğünü bilsin.. Kimse kızımın canını yakıp ardından “burası baba ocağı değil” demesin..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. Arkadaşları, gazeteler ve televizyonlar ona namussuzluk öğretmesin, soyunmayı güzel birşeymiş gibi anlatmasın, tenine kocasından başkası dokunmasın.. Piçlerin kadın avına çıktığı yerlerden(ortamlardan) uzak dursun.. Namussuzluk yapmak için bana(babasına) isyan etmesin.. Kimse onun düşüncelerini böyle şeyler yapması için kirletmesin..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. Kimse onunla alay etmesin.. Güçlü olursa merhametli olsun.. Zayıf olursa çakallar ondan uzak olsun..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum… Burçlara inanmasın.. İnansa bile.. Burcunda “bu hafta karşına bir aşk(sevişecek biri) çıkacak” gibi saçmalıkları gözardı etsin.. Kimse namusunu koruduğu ve namuslu olduğu için ona “tutucu” demesin..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. Bakire bozmak gibi özel zevkleri olan sapıklar, insanlara zaaflarından yaklaşanlar, ikiyüzlü riyakar insanlar, dedikodu kazanları ondan uzak olsun..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. Kimse namusuna göz koymasın.. Çöpçatanlar aklını çelip kızımı piçlerin altına atmasın.. aptal veya saf bile olsa kimse bunu istismar etmesin.. zor duruma düşerse bir tekmede başkası vurmasın..

Ben bu ülkede bir kız evlat yetiştirmek istiyorum.. sadece helaline varsın.. mutlu bir aile kursun.. mutlu yaşasın..

14 Haziran 2009

Her şey senle başlar (!)

Kategori: Featured Articles, Ondan Bundan — admin @ 22:32

Her şey kişinin kendisiyle başlar (!) Düşünür, taşınır, karar verir, inanır, uygular, sonuca bağlar.. İnanmaktır esas olan.. Sonra da gerçekten istemek..

Peki ya bunların kudretlisi, ateşleyeni olan “bağlanmak?” Motive olabilmene, inancı güçlendirmene ve istemene neden olan bağlayıcı etken ?

Neye bağlanayım, ne motive eder ki beni ? Küçümseyen bakışlar, mağlubiyetle biten savaşlar, değişmeyen değişmeyecek olan düzen, arızalar, hissettiremeyen sözde aşklar, bitmeyen huzursuzluklar, gelmeyen beklenenler..

Zor, çok zor.. İnsan gücünün yetmeyeceği, erdemli olmanın kazındırdığı azmin yetersiz kalacağı kadar zor.. Doğaüstü bir şeyler gerekli, belki mucize belki de ufak bir beklenen.. O zaman düzelebilir bazı şeyler bir ihtimal..

Ama her şeye rağmen kabul ediyorum :  Çok  zor be “abi”.. Bir ömre karşılık bir ömür vererek yaşamak, çok zor..

10 Mayıs 2009

Değiştirilmek Üzere

Kategori: Featured Articles, Yazılar — admin @ 20:42

Pes etmek için çok erken.. Çekilmek bir kenara, sesi soluğu kesmek, nefes almamak belki… Neyin çözümü ?

Kanayan yaralar, akan göz yaşları, atılan isyan çığlıkları.. Boşa değil hiçbiri..

Çok yandı bu can. Çok tuz basıldı taze yaralara.. Çok duvar yumruklandı, çok göz yaşı döküldü, sessizce, belli etmeden ve hıçkırmadan.. Boşamıydı çekilen bu cefa kaybetmenin ardından yoksa atılan yeni birer adımmıydı doğruya yaklaştıran. Kim bilir belki hepsi yaşanması gereken değiştirilemezler belki de tercihler, doğruyu bulmak için umut dolu yaşanmışlıklar.

Sonu hep hüsrandı, acıydı, göz yaşı doluydu. Değişmedi ki bu son hiç. Benzemediki türk filmlerindeki mutlu sonlara.. Sonları hazırlayan ölmeyi değil uğruna yaşamayı ve yaşatmayı göze alan yaralı kalp olmadı ki hiç… Anlamayan, bilmeyen, haketmeyen belki de hissedemeyen birilerinin söylediği ve kulaklarının duymadığı bir kaç cümle oldu son veren..

Nasıl olsun ki bundan sonra dünya? Güneş doğsa da her sabah ortalık aydınlansa da karanlık. Çok karanlık !

Bu mu doğru ? Bu mu doğrular uğruna yaşamak ? Bu mu peki hissetmenin, sevmenin, aşkın bedeli ?

Olmamalı. Olmamalıydı… Ve yine yol ayırımı, yine bir tercih, yine bir vazgeçiş : Tamam mı ? Devam mı ?

Tamam… Bitmeli her şey, son bulmalı bu acılar.. Bir daha yaşanmamalı acı sonlu kısa metraj can yakan ilişkiler.. Kapanmalı, kendince yaşmalı her şeyi..Ses etmemeli fazla.. Olup bitmeli her şey sessizce, sakince…

İçki donatmalı masaların üstün yanında da Zeki Müren olmalı. Gözyaşları süzülmeli yanaklardan masum ve ilk günkü saflığıyla…

Yeni güne sıradan başlamalı, biraz baş ağrısı, biraz hüzün. Dalgın geçmeli saatler. Hayaller olmalı bir de dalgınlıkla beraber.. Yaşanan tüm acılara rağmen umut ve mutluluk barındırmalı.. . Gerçeğe dönünce kendini yine evde bulmalı. İçki masada, Zeki Müren pikapta.. Ve o plak hep dönmeli hiç durmadan…

Devam… Yaşanmalı her şey layıkiyle. Acı da olsa son saygı duymalı yaşananlara.. Hüzünle karışık gülümseler aydınlatmalı günleri yeniden. Tanrıya şükretmeli acının ardından yaşanacak mutluluğun şerbet tadında olma ihtimalini sunduğu için.

Umut’u korumalı. Sevgiyle yeşertmeli tekrar. Ve hazır olduğunda yeşeren o “umut” filiz vermeli doğruya. Zamanın götürdüklerinden çok getirdikleri önemli olmalı. Bir sonra gelenin o olduğunu dilemeli..

Tamam ya da devam tercihler işte, değişken. Korkularsa ortak nokta. Yaşanan onca yıkımın ardından yaşanacak her şey şüphe dolu korkunun eşliğinde. Atılacak her adım, yaşananları korku filmi tadında oynatacak önce.

Ne tamam ne devam. PES! Sonlanmalı, yaşanmamalı…

“Korkularını bilirim, sırrın var bende.” Diyebilecek kadar hisseden, sevebilecek, sevgiyi hakeden biri gelene kadar… Ve o an yeniden başlamalı hayat. İfade etmesi yaşanmadan imkansız olacak kadar eşsiz,büyülü ve buram buram aşk kokacak şekilde… ;)

02 Mayıs 2009

Korumalı: Can Yücel - Herkes Gitmek İstiyor

Kategori: Featured Articles, Ondan Bundan — admin @ 19:13

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


01 Ocak 2009

BSG 2008 Hosgeldin 2009

Yeni yıla gireli iki buçuk saat gibi bir süre olmuş. Geçen yıl bu zamanı anımsadım bilgisayar başına oturunca, çok büyük bir fark yokmuş, geçen sene sadece yeni yıla girmeden önce üç beş satır bir şeyler yazmışım, bu sene girdikten sonra.. Geçen sene yazdıklarım şuan sadece google önbelleğinde var ve o da iki üç içerisinde silinir muhtemelen.. Yazdıklarım da sadece sitemden ibaretmiş yeni yılı kutlayanlara. Bu sene sitem yok, öz eleştiri var. ;)

2008 yılı.. Çok büyük umutlarla girmemiştim, büyüğü geçtim herhangi bir umudum yoktu. Maksat zaman öldürmekti. Nasıl derler, vakit doldurmaktı amacım.. Doldu mu vaktim ? Burada bu satırları yazabildiğime göre hayır.. Sadece bir sene daha yaklaşmış oldum.. Umutsuz, bir şey beklemeden bana verileni baştan kabul ederek girmişim geçen sene yeni yıla.. Baştan kabul ederek..

Kabul edilmiş şeyler için isyan ettiğimi gördüm sonra. Bana verilecek olanı baştan kabul etmiştim ama verileni beğenmeyip yeterli bulmayıp isyan etmişim.. Be Allah’ın güzel kulu, kabul ettiğin her şey için neden isyan ettin sonradan ? Neden insan olduğunu unutup her zaman daha fazlasını daha iyisini isteyeceğini düşünemeyip en baştan her şeyi kabul ettin ? İstiyorsan istediğin için direteceksin, kabullenip isyan etmekle olmuyor..

Can çıktı, huy çıkmadı.. Altın kural değişmedi yine anlayacağınız. İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de o’dur derler ya aynen öyle.. Geçen değil bir, bin sene olsun huy çıkmıyor.. Kaybettim yine bazı şeyleri hayatımdaki.. Kaybettim..

Onun pahasına bugüne kadar  bütün yaşadıklarımı çabalarımı silmek istediğim, hayatta geri dönmek istediğim tek andan başlatmak istiyorum her şeyi. Orada o kararı vermemiş, verememiş olmanın pişmanlığını ömrüm boyunca yaşadım ben çünkü. Ve bütün olanlardan yıllarca sonra içime bir yumruk gibi oturan bunu yazmama sebep olan şey;  yaşadığım o ülkede bir doktorun gözlerimin içine baka baka bir başka dilde hayatımın sonlanmak üzere olduğunu söylemeseydi. Evet, yola çıkışımın sebebi, doktorumun her günümü son günüm gibi yaşamamı istemeseydi benden. Tatile çık dedi bana o adam. Tatil, dünya turu, görmediğim yerleri görmek hiç biri değil. Dünyayla vedalaşırken görmek istediğim en önemli hesabım Sevim’i,  hayatım boyunca hiç kimseyi sevmediğim kadar sevdiğim o kadını bulup ona sevdiğimi söylemekti.. Ona o gün söylemediğim her şeyi içimde büyüğen o yumruğu anlatmak.. Belki son anımda ona sarılmak. Şimdi kendimi buna hazırlıyorum. Belki bu bile ertelemek. Ama artık bu son durak biliyorum. Hazır olacağım ve karşısına çıkacağım. Hayatım boyunca ona git diyişimin sebebi küçük garantilerimi kaybetmek istemememekti belki. Oysa o kararı verseydim ona daha önce sağlımda gitseydim belki bütün ömrümce çektiğimden çok daha az acı çekerdim.

Oysa hepsinin ötesindeki en büyük hatam kafamda bitirdiğim ve birgün mutlaka söyleyeceğim dediğim şeyi ertelemekti.. Ertelemek.. Sanki yarınınızdan eminsiniz gibi verdiğiniz o karar. Kafanda bir şey varsa bugün yapmalısın. O gün yapmalıydım. Bildiğim bir şey var ki O’nu bulduğum gün bir an bile ertelemeyeceğim.

Okuduğunuz satırlar benim kalemimden çıkma değil.. Okuduğunuz satırlar “Son Ders” filminde Saffet Hoca’yı -Hakan Aymaz-  canlandıran Ferhan Şensoy’un günlüğünden.. Yazılabilecek olanın en güzeli en iyisi en açığı ve en net ifade edilmişi varken kendimi yormak istemedim.. İstedimki bugün ben birine tercüman olmayayım birileri & bir şeyler benim için tercüman olsun..

Erteledim.. Bir çok şeyi, bir çok kişiyi.. Ve kaybettim, kafamda da bitirmeye başladım şimdi. Ama bir tek farkla yukardaki satırlardan bir gün mutlaka söylemeyi ya da yapmayı istediğim bir şey yok.. Çünkü yapmak istediğim ya da söylemek istediğim şeyler bazılarını yine mutsuz edebilir.. - Bunun hayatım boyunca birilerini düşünerek attığım son adım olmasını diliyorum.-

Erteledim, kimi zaman hayallerimi kimi zaman söyleyeceklerimi kimi zaman sevgimi kimi zaman da ilgimi.. Karar veremedim, anlık küçük garantilerim için.. Şimdi kafamda koca bir yumruk yok ama içimde büyüğen bir yumruk var.. Her şeye rağmen şanslıyım ben yine de son durak değil benim ki.. Farkında olarak yaşamaya başlamaya karar verdiğim andan itibaren ilk durak.. ;)

Erteleyerek geçti koskoca bir yıl.. Erteledikçe ertele.. Uyaranlar da oldu ama dinleyen kim.. Ne de olsa elimde küçük garantilerim vardı.. Ne de olsa küçük mutluluklar da yeterdi bana.. Ama şimdi yoklar.. Ne o küçük garantiler ne de küçük mutluluklar..

Hayallerimin bir kısmını erteledim önümde duranları ezip geçmemek için.. Onları da kırmamak üzmemek için.. Ben merkezli olan “ben”, bencil olan “ben”, kendini düşünen “ben” böyle bir hata yaptı..

Sevgimi ilgimi alakamı erteledim.. Küçük mutluluklarım küçük garantilerim vardı.. Bunlara sığınarak bunlara dayanarak erteledim.. Seviyorum demedim hiçbir zaman.. İşimi seviyorum, bilgisayarımı seviyorum, O’nu seviyorum, ailemi seviyorum demedim.. Diyemedim, erteledim.. Kaybettiklerim de oldu sonucunda yanımda duranlar da..

Erteleneniyle, ertelenmeyeniyle güzel bir yıl sayılabilirdi 2008. Güzel anlar güzel zamanlar barındırdı içinde.. Zaman zaman güldürdü, zaman zaman üzdü, zaman ağlattı.. Ama acıttı.. Bu yüzden BSG* 2008.

Açıklığıyla, dürüstlüğüyle, farkındalığıyla bir yıl bekliyor beni ve son durakta inecek bir yolcu değil aksine ilk durakta oturarak gitmeyi bekleyen bir yolcuyum..

Geçen sene doğru adımları atma şansını tanımadı bana hayat. Bu sene doğru adımları atabilecek şansı diliyorum kendime ve herkese.

Mutlu seneler..

*bsg : “bi sie git”

25 Aralık 2008

Kelimeler Kifayetsiz İnsanlar Issız

An gelir o kadar konuşuruz ki kapanmak bilmez çenemiz, an gelir her şey tükenir, söylenecek söz kalmaz.. İşte o anlarda kelimeler kifayetsiz kaldı deyimini kullanırız.- “Aslında kelimelerin kifayetsiz falan kaldığı da olmaz hiçbir zaman bu durumun sebebi kelime bilgimizin yetersiz olmasından kaynaklanır.” derdi lisedeki edebiyat hocam kulakları çınlasın.-

Düşünüp bi’sonuca varamadığım bir konu var. Kelimeler mi kifayetsiz yoksa insanlar mı ıssızlaşıyor ? Uzaklaşıyor birbirlerinden, korkuyorlar, kopuyorlar, ürperiyorlar ya da fanileşip anı yaşama telaşı içine düşüyorlar ?

Vizyonda yedi hafta gibi bir süre kalıp,  popülerliğini kaybetmeyen ve aksine yedinci haftasına kopya sayısını arttırarak giren bir film “Issız Adam” . Bir Çağan Irmak yapıtı, kelimeleri kifayetsiz kılıp insanları ıssızlaştıran bu film. bundan önce; Çilekli Pasta (2000),  Bana Şans Dile (2001), Mustafa Hakkında Herşey (2004), Babam ve Oğlum (2005), Ulak (2007) filmleriyle büyük yankı uyandırmıştı Çağan Irmak. Hatta “Babam ve Oğlum” -izlemesem bile basından gördüğüm kadarıyla- izleyen büyük küçük herkesi duygulandırmış ve ağlatmıştı.. Neydi insanları bu kadar etkileyen bir fikrim yoktu.. Ta ki “Issız Adam”ı izleyene kadar..

Alper, otuzlu yaşlarda ana kahramanımız diye başlamayacağım.. Duymak ya da okumak istedikleriniz sinema sitelerinde verilen bilgiler değil çünkü.. Bu film hakkında söyleyebileceğim en yararlı şey sizin açınızdan gidin izleyin demem olur. Fakat yine de bir şeyler zırvalamak istiyorum.

Film arası verildiğinde, özellikle bayan izleyicilerden, Cemal Hünal’a sitemle karışık hakaretler başlıyor. Tabi bu sıra herkes filmin sonunda bu duygusuz, kaba ve bohem adamın kendisini ağlatacağından bi’haber. Ve ufaktan da bir hayal kırıklığı var.. Bu muydu yani, bunun için mi geldik diye söylenmeler..

Haksız da sayılmaz kimse.. Filmin ilk bölümünde Cemal Hünal’ın düzensiz ilişkileri ve aşık olma hikayesini izledi herkes. Özellikle düzensiz ilişkiler bayan izleyicilerin canını sıkıyor. Kim hemcinsinin o kadar basit bir hale düşürüldüğünü görmek ister ki?

Ben de çoğunluk gibi filmi tavsiye üzerine izleyenlerdenim, bu yüzden diğerlerine nazaran daha sabırlı daha ılımlıydım. Bi’yandan da ister istemez düşünmeye başlamıştım, bi’insanı bu hayata ne / neden /  ne şekilde sürükleyebilir diye..

Film arası bittiğinde hayal kırıklığına uğramış çiftler bir bir yerlerine oturup can sıkıntısıyla izlemeye başladılar, Çağan Irmak’ın onlara hazırladığı süprizden habersiz bir şekilde. Alper’in hayatını gözler önüne seren ve kaba adamın sürdürebileceği tarzda kareler onlarca dakikayı eritebilecek şekilde fakat büyük bir titizlikle hazırlanmış. Bu titizlik belki de kırılan bi’bardağın içinden düşen toka belki de o dakikalara kadar filmde çalan şarkılarda gizlenen Alper’in karakteri.. ;)

Açık açık konuşmak gerekirse, filmi ilk defa izleyenlerin büyük çoğunluğu sonuna kadar laf olsun diye takip ettiler.. Fakat filmin o büyük final sahnesinde yapılan “flash-back”ler herkesi yattığı derin uykusundan uyandırdı ve duygusal anların başlamasına neden oldu.. O dakikaya kadar filmi beğenmeyen ve ummdukları duygusal ortamı bulamayan çiftler şaşkın bir şekilde aniden filmin gizlenmiş duygusallığına kaptırtılar kendilerini..

Yine bir Çağan Irmak filmi, yine izleyicileri göz yaşlarına boğan son sahne.. Yedinci haftanın ortası ve hala yer bulunamayan seanslar..

Yazının başında demiştim ya Çağan Irmak’ın insanları nasıl ağlatabildiğini ancak bir filmini izleyince anlayabildim diye. Şimdi benim gibi daha önceden Çağan Irmak filmi izlemeyenler bu yazıyı okurken hiçbir şey anlayamayacak belki de o filmin ilk yarısında bahsettiğim düzensiz ilişki sahnelerinin başrol oyuncularının kendileri olmalarını dileyecekler..

Fakat bilmiyorlar ki insanları duygulandırıp gözyaşı dökmelerine sebep olan Çağan Irmak’ın yazdığı senaryolarda herkesten bir parça bulunması ! Herkesin o senaryodaki karakterlerden kendine bir parça uydurması. Uydurulan o parçanın belki de birebir kendisine ait olması..

Diyeceğim o ki milleti yedi buçuk haftadır aralıksız ağlatan bir filmin senaryosunda sömürü olduğu görüşü yayılmaya başlıyor yavaştan. Yalan & Yanlış. Filmde sömürü yok, sizden bir parça var belki de ıssızlığınız arasında farketmeye vaktinizin olmadığı..

Son satırlara gelirken filmin arasında Cemal  Hünal’a söven bayanların, en az bir kez düşünmesini istiyorum benim gibi. Bir insanın ne / neden / ne şekilde o hale sokar.. Böylesine bi’boşlukta boğulmasına yol açar.. Tabi siz bunun gerçek cevabını ne kadar düşünürseniz düşünün bulamayacaksınız.. Çünkü insan kendi yarattığı boşluğun farkına varamaz. Bunu da mı anlamadınız ? Filmdeki karakterimiz Alper’i o hale düşüren, geçmişin ve belkide geçmişteki birinin yarattığı küçük boşluk.. Belki de siz.. (kendi fikrim)

Bu yazıyı yazmam yaklaşık bir saatimi aldı. Merak eden olursa bu yazıyı Tanju Okan - En İyi Dostum eşliğinde yazdım. Kelimeler şimdi kifayetsiz insanlar daha da ıssız..Issızlaşan insanlar arasında mutluluk dolu günler diliyorum ;)

24 Aralık 2008

Herşey tamam

Kategori: Featured Articles — Etiketler:, — admin @ 09:17

Dün gece ardamendes.com.tr genel düzenlemelerini yaptıktan sonra bu sabahta galeriyi kullanıma hazır hale getirip, açılışı kimseyi şaşırtmadan Fenerbahçe ile yaptım.

An itibariyle her şey tamam gibi gözüküyor. Bundan sonrası sizin sabrınıza benim ilgime kalmış. Sitenin görsel açıdan rayına oturması tahminimce bir hafta alacaktır. Ayrıca da ufak bir süpriz yapıp ardamendes.com.tr için çizilmiş özel bir maskotu da yayına sokabilirim.Tabi o maskotu sıkıştıracak bir yer yok bu yüzden nerede ne şekilde kullanabilirim düşünüyorum.

Kısa bir süre sonra duyurular ile değil de yazılarım ile görüşmeyi diliyorum.

23 Aralık 2008

O bunu yaparken..

Kategori: Featured Articles — Etiketler:, , — admin @ 21:48

Bi’anda aklıma geldi kendi adıma ait .tr uzantılı domain almak. Prosedürler de kısa sürünce 23 Aralık 2008 - Salı siteyi kurmuş oldum. Bu sitede kurumsal kimliğimden çok, özel hayatımı kişiselleştirmeden yansıtmaya çalışacağım. Daha açık olmak gerekirse okuduklarınız size sizden bir parçaymış gibi gelecek. Zaman zaman kendi yazılarımı paylaşacağım gibi zaman zaman da ufak tefek alıntılar yapacağım.. Buraya attığım her yeni mesajın canımın sıkıldığı anlamına geldiğini unutmayın.. Yani burası benim kafa dağıtmak için kullanacağım adres olacak..

Peki buranın size ne yararı olacak ? Neden burada benim zırvaladıklarımı okuyacaksınız ? Cevabını bilmiyorum.. Tek söyleyebileceğim yazılarımı okuyanların tekrar yazmamı rica ettikleri..

Eskisi kadar sık ve duygu yoğunluğu yüksek yazıları şu sıra yazamasam da farklı konularda akıcı ve başta beni sonra okuyanları sıkmadan yazmaya çalışacağım. Belki -ufak bir ihtimal- duygu yoğunluğu yüksek yazılar da yazabilirim ara sıra.

Web günlüklerinin bir çoğunda gözüme çarpan Türkçe’nin çok kötü kullanılması ve Türkçe’nin turkche’leşmesi. Böyle bi’durum -kendime has yazma şeklim olsa da- bu sitede gerçekleşmeyecektir. Ve zaman zaman sosyal mesajlar yayınlanacaktır..

Buraya kadar en fazla dikkatinizi çeken şeyler cümle sonlarında sık sık “..” kullanmam ve başlıktır sanırım. Sık sık “..” kullanmam alışkanlık.. Zamanla kazandığım ve bir daha bırakamadığım alışkanlık. Bazen “…”nın anlatamadıklarını “..” ile anlatıyorum.

Onu geç başlığa gel dediğinizi duyuyorum. Fakat başlık hakkında açıklma yapmacağım. Başlık ve kullandığım resim, hatta yazı şeklim anlayabilenler için karakteristik özelliklerim hakkında ipucu olsun. Çözebilen çözer, yazılarımı daha büyük bir keyifle okur. Çözemeyen zamanla yazılarımı anlayarak, keyiflenmeye başlar..

WordPress'in desteğiyle.